Ayşenur Demirhan

Ayşenur Demirhan

Mail: aysenur@balikesiraktuel.com

Komşu Komşunun Doğalgazına Muhtaç Mıdır?

Komşu Komşunun Doğalgazına Muhtaç Mıdır?

Komşuluk ilişkilerini gözden geçirdiğimizde, eski komşuluk anlayışının kalmadığını çevremizden çok kez duymuşuzdur. Eski komşuluk hikayeleri arasında “çat kapı” misafirlik anıları vardır. Birlikte yapılan etkinlikler, tüm iyi günlerde beraber olma, kötü günlerde destek olma gibi paylaşım hikayeleri. Yardımlaşmanın ve sosyalleşmenin özellikle kadınlar arasında yaygın olduğu komşuluk anlayışından bugünlere gelindi sonunda. Çocuklarımızı emanet edecek kadar güvendiğimiz yabancıların farkına mı vardık yoksa, ev alırken komşuları sattık mı? Komşularımıza neler oldu? Komşuluk temelinde, akrabaların bir arada oturmasıyla başlayan ve daha sonrasında kadınların sosyalleşme aktivitesi olarak devam eden bir olgudur. Sanayileşme sonrasında özellikle kentlerde, akrabaların öbek öbek kümelendiği mahallerin yerini farklı kültürden insanların yavaş yavaş yer almasından sonra komşuluk anlayışı değiştiğini söylemek mümkün olabilir.

Ayrıca yine kentleşme ile beraber mimarinin dikleşmesi, komşuluk anlayışını etkileyen bir başka faktör olabilir. Öncelikle halen kırsal bölgelerde komşuluk geleneğinin devam ettiğini söylemek mümkündür. Özellikle kentlerde yaşayan kırsal kesim insanları memleketlerine döndüklerinde komşuluğun tadını alabilmektedir.

Tanıdık simalardan gelen güven sinyalleri, birlikte birçok güzel anı biriktirme duygusu uyandırır elbette. Komşularla birlikte yapılan sosyalleşme ve yardımlaşma hatta paylaşım aktiviteleri “güven” temelleri üzerine inşa edilir. Güven duygusunu veren mahalle insanını evine alabilir, birçok anı biriktirebilirsiniz. Örneğin, yemeğe, çay veya kahve içmeye çağırabilir; çocuğunuzu veya anahtarınızı bırakabilirsiniz. Bu güven temelli mahalledeki dostluk ilişkisinin günümüzdeki şeklini almasına sebep olan bir diğer unsur ise mimarinin dikleşmesi denebilir. Birçok insanın taşındıkları “residance” yapıları sosyalleşme olanağını çokça sunan mekanlar barındırsa da komşuluk anlayışının sihrinin bozulduğu görülebilmektedir. Komşuluğun eski tadının residance yapılarında bulamayan insanlar, komşuluk geleneklerinin bozulduğunu ifade etmektedir. peki ama komşuluğun tadı tuzu nereye gitti? Komşuluk neydi? Komşuluk, çat kapı bir yerlere gitmek ve sosyalleşme içinde olunan yapı mıydı sadece?

Komşuluk, iyi günde ve kötü günde, her gün aynı lokasyonda uyandığın, akşam aynı lokasyonda kesiştiğin evinin kapısını kilitlerken çevrende kimlerin olduğunu bildiğin güven sarmalı içinde olunan bir oluşumdu denilebilir. Yan dairende/binanda kimlerin olduğunu bilerek uyuyabilmek isteği komşuluğun doğuşuna sebep olmuş olabilir mi? Komşuluk akrabaların, aynı soyismi taşıyan ailelerin bir arada bulunduğu köylerin mahalleleşmesiyle doğmuş bugünse yerini daha sınırlı bir komşuluk anlayışına bırakmıştır.

Bunun sebeplerinden biri de kentleşmenin getirisi olarak, kafası karışık bu köy mahallelerinden taşan samimi komşuluk anlayışının artık akraba değil, yabancılarla iletişime geçilmesi, bu yabancı insanların tanıma sürecindeki sınırların tam olarak çizilememesinin verdiği kafa karışıklığının ve sonunda da komşuluk geleneğinin yürütülememesinin sonuçlarını yaşıyoruz. Birçok şehrin yerel kesiminin bu geleneğin üstesinden gelişini görmek mümkün elbette. Aslında komşuluğun bir yere gittiği yok, sadece komşuluk ilişkilerine sınırlar çizildiğini gözlemlemekteyiz. Bu sınırlar birçok insanı rahatsız etse de birçok insanı da memnun etmekte. Peki ya sizce daha mı iyi oldu şimdi?

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar